Blog Hayvan Sağlığı

Asidoz, Ketozis ve Süt Humması: Metabolik Hastalıklar

Büyükbaş sığır yetiştiriciliğinde asidoz, ketozis ve süt humması gibi metabolik hastalıkların nedenleri, belirtileri ve korunmada geçiş dönemi besleme ilkeleri.

Asidoz, Ketozis ve Süt Humması: Metabolik Hastalıklar

Büyükbaş hayvancılık işletmelerinde yüksek süt ve et verimi hedeflenirken karşılaşılan en büyük engellerin başında metabolik hastalıklar gelmektedir. Bu rahatsızlıklar, hayvanların çeşitli fizyolojik dönemlerdeki besinsel ihtiyaçlarının tam olarak karşılanamaması, rasyonların dengesiz hazırlanması ve yemleme hatalarının yapılması sonucu ortaya çıkar. Sığırlarda beslemeyle ilgili bu bozukluklar; enerji metabolizması aksaklıkları, düşük selüloz alımına bağlı asidoz ve mineral metabolizması yetersizlikleri gibi gruplarda toplanmaktadır. Tedavi masrafları, süt verimi ve üreme performansındaki kayıplar nedeniyle işletmelere ciddi ekonomik yük getiren bu hastalıklar, doğrudan hayvanın bağışıklık direncini de düşürerek diğer enfeksiyonlara yakalanma riskini tırmandırır.

Metabolik Hastalıklar Neden Beslemeyle İlgilidir?

Süt sığırlarının tüm sindirim ve ön mide sistemleri, kaba yemlerdeki liflerin işkembe (rumen) ortamında mikrobiyal fermantasyonuna dayanır. Hayvanda yüksek süt verimi veya hızlı büyüme gibi fizyolojik beklentiler arttıkça, rasyonların besinsel yoğunluğu da artırılmak istenir. Ancak rasyon besin madde dengesizlikleri veya yemlemede yapılan ani değişiklikler, işkembedeki hassas mikrobiyal ekosistemi ve vücudun hormonal dengelerini sarsarak metabolik bozuklukları tetikler. Özellikle geçiş dönemi adı verilen kritik süreçte, ineklerin yem tüketme kapasitesi baskılanırken enerji ve mineral ihtiyaçları tavan yapar. Bu dengesizliğin yönetiminde yapılacak en küçük bir besleme hatası; ketozis, yağlı karaciğer sendromu, rumen asidozu, hipokalsemi ve abomasum deplasmanı gibi birbiriyle zincirleme ilişkili pek çok rahatsızlığın sürüde yayılmasına neden olur. Bu nedenle, sığırlarda hatalı yemlemeye bağlı metabolik hastalıklar tedavi edilebilir sorunlar olarak değil, mutlak suretle korunulması gereken sürdürülebilirlik engelleri olarak ele alınmalıdır.

İşkembe Asidozu: Sebep ve Belirtiler

Rumen asidozu, ruminantlara kolay çözünebilir ve fermente olabilir karbonhidratlarca zengin kesif yemlerin (nişasta, şeker, dane yemler vb.) aşırı miktarda verilmesi, buna karşılık rasyondaki ham selüloz (kaba yem lifi) düzeyinin düşük tutulması sonucu şekillenen tehlikeli bir beslenme bozukluğudur. İşkembede fermente edilebilir karbonhidratların hızla parçalanması, organik asitlerin (uçucu yağ asitleri ve laktik asit) patolojik düzeyde birikmesine ve rumen pH'ının normal sınırların altına düşmesiyle ortaya çıkan bir beslenme bozukluğudur. Rumen asidozu, şiddetine ve süresine bağlı olarak akut ve subakut (süreğen) olmak üzere iki klinik formda izlenir.

Ketozis: Enerji Açığının Sonucu

Ketozis, yüksek süt verimli ineklerin laktasyon başlangıcında maruz kaldıkları şiddetli negatif enerji dengesi sonucunda şekillenen sistemik bir hastalıktır. Süt inekleri doğum sonrası, ilk iki haftası daha riskli olmak üzere doğumdan sonraki ilk altı hafta boyunca ketozis riski altındadır. Enerji ihtiyacının rasyondan karşılanamaması durumunda hayvanlar, bu açığı kapatmak amacıyla vücutlarındaki yağ depolarını aşırı derecede kullanmaya başlarlar.

Mobilize edilen bu serbest yağ asitlerinin karaciğerde oksitlenmesi kapasitesini aşınca, kanda keton cisimcikleri (aseton, asetoasetik asit ve betahidroksi bütirik asit - BHBA) patolojik seviyede yükselerek hiperketonemiye yol açar. Ketozisli sığırlarda belirtiler genellikle yavaş yavaş gelişir; hayvanda iştahsızlık, yem seçme, hızlı canlı ağırlık kaybı, süt veriminde ani düşüş, deprasyon, titreme ve yürürken sendeleme izlenir.

Hastalığın en tipik sahada fark edilen belirtisi ise ahıra girildiğinde veya hayvanın nefesinde, derisinde ve sütünde duyulan keskin aseton kokusudur. Ketozis, üreme performansını da doğrudan baltalayarak iki buzağılama arası süreyi uzatır, döl tutmama sorunlarına yol açar ve kistik ovaryum oluşumunu tetikler.

Süt Humması ve Kalsiyum Dengesi

Doğum felci veya hipokalsemi olarak da adlandırılan süt humması, laktasyonun başlangıcında kandan süte ani ve yoğun kalsiyum geçişiyle şekillenen mineral metabolizması hastalığıdır. Sığırlarda normal serum kalsiyum düzeyi 9-10 mg/dL (veya normal sınırlar içinde 8-12 mg/100 ml) düzeyindeyken, süt humması şekillenen hayvanlarda bu değer 5 mg/dL'nin (veya 3-7 mg/100 ml) altına düşer [p2, 180].

Genellikle doğumu izleyen ilk 72 saat içinde, üçüncü laktasyonu aşmış yaşlı ve yüksek verimli ineklerde ortaya çıkar; Jersey ırkı ineklerde yatkınlık daha fazladır. Kalsiyum, kasların kasılma gücü ve sinirsel iletim için zorunlu olduğundan, eksikliğinde ineklerde kas zayıflığı, titremeler, başını göğsüne dayayarak yerde yatma, ayağa kalkamama ve vücut ısısında düşüş gözlenir.

Kalsiyum yetersizliği işkembe ve abomasum duvarındaki düz kasların kasılma gücünü de durdurduğu için süt humması geçiren inekler aynı zamanda abomasum deplasmanına da son derece açık hale gelirler. Doğum felci geçiren ineklerde 4 saat içerisinde kas ve sinir dokularında geri döndürülemeyecek hasarlar şekillenebileceğinden, belirti görülür görülmez zaman kaybetmeden müdahale sağlanmalıdır.

Yağlı Karaciğer Sendromu

Yağlı karaciğer sendromu (Fat Cow Syndrome), özellikle kuru dönemde aşırı kondisyon kazanmış (yağlanmış) ineklerde, doğumu takip eden ilk iki hafta içerisinde ortaya çıkan masraflı bir metabolizma hastalığıdır. Doğum sonrasında yem tüketim kapasitesi fizyolojik olarak baskılanan yüksek verimli inekler, laktasyonun enerji gereksinimini karşılayabilmek için vücut yağlarını kontrolsüzce mobilize ederler.

Kan dolaşımına katılan serbest yağ asitleri karaciğerin metabolize etme eşiğini aşınca, trigliserit formunda karaciğer dokusunda depolanarak yağ dejenerasyonuna yol açar. Vücut Kondisyon Skoru (VKS) doğum anında 3,75 üzerinde olan aşırı yağlı inekler bu hastalığa doğrudan adaydır.

Hastalığın kendine özgü net bir klinik belirtisi olmamakla birlikte; hastalar çoğunlukla uzun süre yatmayı tercih eder ve uyarıldıklarında zor ayağa kalkarlar. Yağlı karaciğer sendromu, sürüde süt humması, ketozis, abomasum deplasmanı, sonun atılamaması ve metritis gibi diğer periparturient hastalıkların görülme sıklığını katlayarak artırır.

Doğum Sonrası İlk Üç Haftanın Önemi

Süt sığırlarında doğumdan önceki 3 hafta ile doğumdan sonraki 3 haftalık zaman dilimini kapsayan süreç geçiş dönemi (transition period) olarak tanımlanır. Bu dönem, ineklerin gebelikten laktasyona geçiş yaptığı, metabolik ve hormonal dengelerin en sert şekilde sarsıldığı evredir.

Geçiş döneminde sığırların kalsiyum, enerji, protein ve mineral madde ihtiyaçları katlanarak artarken, kuru madde (yem) tüketim kapasiteleri fizyolojik olarak en alt seviyeye geriler. Üstelik kuru dönem boyunca rasyondaki kaba yem ağırlıklı beslemeye bağlı olarak, sığırların işkembe papillalarının uzunluğu ve yoğunluğu azaldığı için asit emilim kapasitesi %50 oranında zayıflamıştır.

Papillaları kısalmış ve asit emilim yeteneği azalmış bu ineklerin doğum sonrasında aniden yüksek enerjili kesif yem rasyonlarıyla buluşturulması, onları doğrudan asidoz, ketozis ve süt humması kıskacına sokar. Yapılan araştırmalar, sağmal ineklerin sürü ömrü boyunca yakalandıkları bulaşıcı ve metabolik hastalıkların çok büyük bir kısmının doğum sonrası ilk 2-3 haftalık bu dar zaman diliminde şekillendiğini doğrulamaktadır.

Önleme: Geçiş Dönemi Yönetimi

Metabolik hastalıklarla mücadelede en başarılı ve en ucuz yöntem, hastalık şekillendikten sonra tedavi etmeye çalışmak değil, geçiş dönemini bilimsel rasyon ve bakım stratejileriyle yöneterek hastalıktan korunmaktır. Bu amaçla sürü yönetiminde şu koruyucu hekimlik kuralları uygulanmalıdır:

Erken Uyarı İşaretleri ve Takip

İşletmelerde metabolik hastalıkların klinik aşamaya geçmeden, gizli (subklinik) formdayken fark edilmesi, kalıcı hasarların ve verim kayıplarının önüne geçer. Bunun için sahada şu takip ve izleme prosedürleri hayata geçirilmelidir:

Bu Konudaki Diğer Rehberler

Sıkça Sorulan Sorular

İşkembe asidozu belirtileri nelerdir?

İşkembe asidozu akut ve subakut (SARA) olmak üzere iki formda görülür. SARA'da yem tüketiminde dalgalanmalar, süt yağında düşüş, ishal, dışkıda sindirilmemiş dane yem parçacıkları ve sürü genelinde geviş getirme oranının %30'un altına gerilemesi izlenir. Akut asidozda ise hayvan yem yemeyi keser, inler, kıvranır, komaya girer ve ani ölümler şekillenir.

Ketozis nasıl anlaşılır?

Ketozis doğumdan sonraki ilk 6 haftada görülür ve süt veriminde ani düşüş, hızlı zayıflama, iştahsızlık ve durgunlukla kendini belli eder. En belirgin tanı yöntemi, keton cisimciklerinin kanda, idrarda veya sütte yükselmesidir. Ayrıca hastalanan sığırların nefeslerinde, derisinde ve sütünde çok net aseton kokusu hissedilir.

Süt humması nasıl önlenir?

Süt humması, kuru dönemin son 3-4 haftasında anyonik ve asidik rasyonlarla besleme yapılarak kemiklerden kalsiyum mobilizasyonunun uyarılmasıyla önlenir. Ayrıca kuru dönem rasyonlarında Ca/P oranının 1/1 veya 1/3,3 seviyelerinde tutulması, potasyum miktarının kısıtlanması ve doğum öncesinde kalsiyum deposu yönetimi koruyucudur [p2, 150, 269].

Doğumdan sonra inek neden yem yemez?

Doğum sonrası dönemde ineklerin kuru madde tüketim kapasiteleri fizyolojik olarak baskılanır. Ancak ineğin yem tüketimini tamamen kesmesi; negatif enerji dengesine bağlı gelişen ketozis ve karaciğer yağlanması, kalsiyum yetersizliğinden kaynaklanan süt humması veya rasyondaki ani değişikliklerin yol açtığı asidoz gibi metabolik hastalıkların başladığını gösterir.

Metabolik hastalıklar nasıl önlenir?

Metabolik hastalıklar, ineklerin laktasyon ve kuru dönemlerdeki kondisyon skorlarının 3,25 seviyesinde tutulması, kurudaki ineklerin doğuma 21 gün kala close-up grubuna alınarak anyonik beslemeye geçirilmesi ve doğuma 15 gün kala süt yemine alıştırılması gibi sistemli bir geçiş dönemi yönetimiyle önlenir.