Blog Bitkisel Üretim

Ayçiçeği Hastalıkları: Mildiyö, Tabla Çürüklüğü ve Pas

Ayçiçeği tarımında mildiyö, beyaz çürüklük ve pas hastalıklarının belirtileri ile kültürel önlemler. Toprakta uzun süre kalan patojenlere karşı korunma yöntemleri.

Ayçiçeği Hastalıkları: Mildiyö, Tabla Çürüklüğü ve Pas

Ayçiçeğinde Hastalık Riskini Artıran Koşullar

Ayçiçeği üretiminde karşılaşılan hastalıklar, çevre koşullarına ve patojenin şiddetine bağlı olarak verimi %30 ile %100 arasında değişen oranlarda azaltabilir. Hastalıkların gelişimi ve tarlada yayılması üzerinde en belirgin etkenler; hava nemi, sıcaklık değerleri ve toprağın fiziksel yapısıdır. Özellikle %80-90'ın üzerindeki yüksek nispi nem, sık ekim nedeniyle yetersiz kalan hava sirkülasyonu ve 20-30°C arasındaki ılıman hava sıcaklıkları mantari enfeksiyonların tetiklenmesi için en uygun zemini hazırlar. Toprak yapısı açısından ise ağır bünyeli, drenajı zayıf ve sulama sonrası suyun göllendiği tarlalar, toprak kaynaklı patojenlerin kök yoluyla bitkiye bulaşma riskini ciddi şekilde artırmaktadır. Ayrıca aşırı azotlu gübreleme yapılması, bitki dokularının gevşek kalmasına neden olarak patojenlerin bitkiye girişini kolaylaştırır.

Mildiyö: Belirtileri ve Bodurlaşma

Halk arasında "köse" hastalığı olarak bilinen ayçiçeği mildiyösü, Plasmopara halstedii adlı bir yalancı mantar (oomycete) tarafından meydana getirilir. Mildiyönün en tipik belirtisi, enfekte olan bitkilerde görülen aşırı bodurlaşma ve gelişim geriliğidir; bu bitkiler normal boya ulaşamaz ve genellikle tarlada küçük kümeler halinde fark edilir. Hastalıklı bitkilerin yapraklarının üst yüzeyinde damarlar boyunca açık yeşil veya sarımtırak mozaik desenleri oluşurken, yaprağın alt yüzeyinde nemli havalarda grimsi-beyaz toz şeklinde mantar sporları görülür. Erken dönemde enfeksiyona yakalanan fidelerin çoğu ölürken, hayatta kalanlar ise tohum bağlayamaz veya şekilsiz, iç doluluğu olmayan tablalar oluşturur. İkincil enfeksiyonlarda ise bitkiler bazen boylanabilir ancak tablaları yukarı bakacak şekilde dik kalarak içleri boş tane üretirler.

Beyaz Çürüklük (Sclerotinia): Kök, Sap ve Tabla Formları

Sclerotinia sclerotiorum adlı fungusun neden olduğu beyaz çürüklük, bitkinin kök boğazından çiçek tablasına kadar her organında tahribat yapabilen yıkıcı bir hastalıktır. Hastalığın en karakteristik tanısı, enfekte olan bölgelerde görülen beyaz, pamuksu mantar miselleri ve bu misellerin içinde veya üzerinde oluşan sert, siyah, düzensiz şekilli "sklerot" adı verilen dayanıklı yapılardır. Kök ve sap formunda bitki aniden solar ve sap içi boşalarak lifli bir hal alır; bu da bitkinin rüzgarla kolayca kırılmasına neden olur. Tabla formunda ise çiçeklenmeden sonra başlayan yumuşak ve ıslak bir çürüklük tüm tablayı sarar ve hasat zamanında tabla parçalanarak taneler dökülür. Hayati bir uyarı olarak; Sclerotinia sklerotları toprakta canlılıklarını yitirmeden en az 3 ile 10 yıl arasında kalabildiği için, bu hastalıkla bulaşık tarlalarda en az 3-4 yıllık sıkı bir ekim nöbeti (münavebe) uygulanması zorunludur.

Kömür Çürüklüğü ve Kuraklık Bağlantısı

Diğer pek çok mantar hastalığının aksine kömür çürüklüğü (Macrophomina phaseolina), özellikle 30°C'nin üzerindeki yüksek sıcaklıklarda ve şiddetli kuraklık stresi altında ortaya çıkar. Bitki strese girdiğinde toprak kaynaklı bu patojen köklerden girerek iletim demetlerini tıkar ve bitkinin gelişimini tamamlamadan aniden kurumasına yol açar. Hastalığın belirtileri genellikle çiçeklenme sonrası dönemde sapın toprak yüzeyine yakın kısımlarında kahverengi-siyah renk değişimi ve sap dokusunun çatlaması şeklinde görülür. Sap kesildiğinde veya incelendiğinde, doku içinde "mikrosklerot" adı verilen simsiyah, toz gibi çok küçük noktacıklar fark edilir; bu noktacıklar sapa kömür rengi bir görünüm kazandırır. Bu patojen de tıpkı beyaz çürüklük gibi toprakta mikrosklerotlar halinde 4 ile 8 yıl boyunca canlı kalabildiği için kültürel önlemlerle kontrol edilmelidir.

Ayçiçeği Pası ve Yaprak Lekesi

Ayçiçeği pası (Puccinia helianthi), yapraklarda fotosentez alanını azaltarak doğrudan dane doluluğunu ve yağ oranını etkileyen bir hastalıktır. Pasın belirtileri öncelikle alt yapraklarda küçük sarımtırak lekeler olarak başlar, kısa sürede bu lekelerin üzerinde turuncu-kahverengi pustüller (kabarcıklar) oluşur ve bu yapılar el sürüldüğünde pas rengi bir toz bırakır. Şiddetli enfeksiyonlarda yapraklar vaktinden önce kuruyup dökülür, bu da bitkinin tane doldurma periyodunu yarıda kesmesine neden olur. Bir diğer önemli sorun olan Alternarya yaprak lekesi ise yapraklar ve tablalar üzerinde merkezleri gri-kahverengi, etrafı koyu halkalı "hedef tahtası" görünümünde lekeler oluşturur. Bu lekeler birleştiğinde tüm yaprak ayasını kurutabilir ve özellikle çiçeklenme sonrası yağışlı geçen dönemlerde verim kaybını %20-40 seviyelerine çıkarabilir.

Tohum İlaçlamasının Koruyucu Rolü

Hastalıklarla mücadelede en ekonomik ve etkili başlangıç noktası, sertifikalı ve ilaçlanmış tohumluk kullanımıdır. Özellikle toprak ve tohum yoluyla bulaşan mildiyö (köse) hastalığına karşı tohumların Metalaxyl-M gibi etkili maddeler içeren fungisitlerle muamele edilmiş olması, bitkiyi ekimden sonraki ilk birkaç haftalık en hassas döneminde %100'e yakın oranda korur. Üreticilerin kendi ambarından ayırdıkları ilaçsız tohumları kullanmaları veya tohumları yetersiz yöntemlerle (kürekle karıştırarak vb.) ilaçlamaya çalışmaları, tarlada düzensiz çıkışlara ve geniş çaplı mildiyö salgınlarına davetiye çıkarır. Tohum ilaçlaması aynı zamanda toprak altı kökenli bazı çürüklük etmenlerinin fideler üzerindeki baskısını da azaltarak tarlada istenen bitki sıklığının korunmasına yardımcı olur.

Ekim Nöbetinin Hastalık Baskısını Düşürmesi

Ayçiçeği hastalıklarının büyük bir kısmı toprakta uzun yıllar canlı kalabilen dirençli yapılar oluşturduğu için, üst üste aynı tarlaya ayçiçeği ekilmesi hastalık baskısını geometrik olarak artırır. Hastalık döngüsünü kırmak ve topraktaki inokulum (patojen yükü) miktarını azaltmak için ayçiçeği ekimleri arasında en az 3 veya 4 yıllık bir ara verilmesi şarttır. Ekim nöbetinde patojenin konukçusu olmayan buğday, arpa, mısır veya şeker pancarı gibi bitkilere yer verilmelidir. Özellikle Sclerotinia (beyaz çürüklük) gibi geniş bir konukçu listesine sahip olan hastalıklarda, rotasyona fasulye veya soya gibi baklagillerin sokulmaması, bunun yerine hububat grubunun tercih edilmesi mücadelenin başarısı için kritiktir.

Hasta Tarlada Sonraki Yıl İçin Alınacak Önlemler

Bir tarlada hastalık belirtileri görülmüşse, hasat sonrası yapılacak işlemler bir sonraki üretim sezonunun risk seviyesini belirler. Hasattan sonra tarlada kalan hastalıklı sap, yaprak ve tabla artıkları kesinlikle tarlada bırakılmamalı; bu artıklar toplanarak uzaklaştırılmalı veya patojenlerin toprak üstünde kalmasını önlemek için toprak 20-25 cm derinlikte pullukla sürülerek artıklar gömülmelidir. Toprak işlemenin yanı sıra tarlada kendiliğinden çıkan (nadas dönemindeki) ayçiçeği bitkileri ve mildiyö gibi hastalıklara konukçuluk yapabilen yabancı otlar temizlenmelidir, çünkü bunlar patojenin yaşamını sürdürmesi için köprü görevi görür. Ayrıca su birikintilerini önleyecek iyi bir tesviye ve drenaj sistemi kurularak, aşırı rutubetin neden olacağı çürüklük riskleri minimize edilmelidir.

Sıkça Sorulan Sorular

Ayçiçeğinde mildiyö nasıl anlaşılır?

Mildiyö, bitkilerde belirgin bodurlaşma, yaprakların üstünde sarı mozaik lekeleri ve alt yüzeyinde grimsi-beyaz mantar tabakası oluşmasıyla kendini belli eder.

Ayçiçeğinde tabla neden çürür?

Tablalarda çürüme genellikle çiçeklenme sonrası dönemde havaların çok yağışlı ve rutubetli geçmesi sonucu Sclerotinia, Rhizopus veya Botrytis gibi fungusların gelişmesiyle oluşur.

Beyaz çürüklük görülen tarlaya ayçiçeği ekilir mi?

Beyaz çürüklük etmeni toprakta yıllarca kalabildiği için, bulaşık tarlaya en az 3-4 yıl boyunca ayçiçeği veya fasulye gibi hassas bitkiler yerine hububat ekilmelidir.

Ayçiçeği üst üste ekilir mi?

Hayır; ayçiçeğinin üst üste ekilmesi topraktaki hastalık patojenlerini ve canavar otu tohumlarını artırarak hem verimin düşmesine hem de tarlanın kirlenmesine yol açar.

Tohum ilaçlaması şart mı?

Evet; özellikle mildiyö (köse) hastalığına karşı en etkili korunma yöntemi tohumun ekimden önce uygun fungisitlerle ilaçlanması ve dayanıklı çeşitlerin seçilmesidir.