Blog Bitkisel Üretim

Kanola Yağı Nasıl Elde Edilir? Sanayi ve Biyodizel Kullanımı

Kanola danesindeki yağ oranı, presleme ve ekstraksiyon yöntemleri, rafinasyon aşamaları, erusik asit sınırı, biyodizel kullanımı ve beslenme değeri.

Kanola Yağı Nasıl Elde Edilir? Sanayi ve Biyodizel Kullanımı

Kanola, dünya genelinde bitkisel yağ kaynağı olarak ayçiçeği, soya, pamuk ve yer fıstığından sonra üretim açısından üçüncü sırayı alan stratejik bir yağ bitkisidir. Bitkinin ticari değerini belirleyen en temel unsur, tanelerindeki yüksek yağ içeriğidir. Teknik verilere göre kanola tohumlarında bulunan yağ oranı, çeşidin genetik potansiyeline ve yetiştirme koşullarına bağlı olarak yüzde 38 ile yüzde 50 arasında değişmektedir. Bazı endüstriyel kaynaklarda bu oran genel olarak yüzde 40-45 aralığında kabul edilmektedir. Kanola danesi, bu yüksek yağ miktarının yanı sıra yüzde 16 ile yüzde 24 arasında değişen oranlarda protein ihtiva etmesiyle de hem gıda hem de yem sanayisi için oldukça verimli bir hammadde teşkil eder. Bir yağ bitkisi olarak kanolanın, birim alandan diğer pek çok yağ bitkisine oranla daha fazla ürün ve yağ sağlaması, onu küresel bitkisel yağ arz güvenliği için vazgeçilmez kılmaktadır.

Presleme ve Ekstraksiyon Yöntemleri

Kanola tohumlarından ham yağ elde edilmesi süreci, fabrikalarda bir dizi fiziksel ve kimyasal operasyonu kapsayan teknik bir operasyondur. Süreç öncelikle tohumların yabancı maddelerden temizlenmesi ve ardından nem oranının yüzde 16 ile 18 seviyelerine getirilerek tavlanmasıyla başlar. Küçük tohumlu bir yapıya sahip olduğu için kanolada kabuk kırma işlemi genellikle gerekmemekte, ancak tohumların öğütülerek pulcuklandırılması (flaking) yağın geri kazanımını kolaylaştırmaktadır. Hazırlanan materyal, nem oranı yüzde 4 ile 4,5 seviyesine inene kadar yaklaşık 110 °C sıcaklıkta kavrulur. Bu aşamanın ardından mekanik presleme (soğuk pres veya sürekli vidalı pres) yöntemiyle yağın büyük bir kısmı fiziksel olarak ayrıştırılır. Presleme sonrası küspede kalan son yağ miktarını almak için solvent ekstraksiyonu yöntemi devreye girer. Türkiye'deki sanayi tesislerinde yağ çözücü solvent olarak genellikle kaynama noktası 64-68 °C olan hekzan tercih edilmektedir; bu işlem sonucunda geriye kalan protein zengin küspe hayvan yemi olarak değerlendirilirken, ayrıştırılan saf ham yağ rafinasyon ünitesine gönderilir.

Ham Yağdan Rafine Yağa Süreç

Mekanik sıkma ve ekstraksiyon yoluyla elde edilen ham kanola yağı; renk, koku, bulanıklık ve asitlik gibi istenmeyen özelliklerinden arındırılmadan doğrudan tüketime sunulamaz. Rafinasyon süreci, yağın yemeklik değerini ve raf ömrünü belirleyen karmaşık aşamalardan oluşur. İlk aşama olan "degumming" (yapışkan maddelerin ayrılması) işleminde, yağdaki hidrofilik fosfatidler santrifüj yöntemiyle uzaklaştırılır. Ardından "nötralizasyon" aşamasında, sodyum hidroksit (kostik) yardımıyla serbest yağ asitleri yağdan temizlenir. "Dekolarizasyon" (ağartma) evresinde, aktif killer kullanılarak yağdaki karotenoid ve ksantofiller gibi renk verici maddeler süzülür. Yağın karakteristik kokusundan arındırılması için düşük basınç altında 270 °C gibi yüksek ısılarda "deodorizasyon" işlemi uygulanır. Son olarak, yağın düşük sıcaklıklarda bulanıklaşmasını önlemek amacıyla "vinterizasyon" işlemi yapılır; yağ 0 °C'de yaklaşık 5,5 saat bekletilerek katılaşan kristaller filtrelenir. Bu işlemler sonunda elde edilen berrak ve kaliteli rafine kanola yağı, hem sıvı olarak hem de margarin üretiminde kullanılabilir bir forma kavuşur.

Erusik Asit ve Gıda Güvenliği

Geçmişte "kolza" olarak bilinen bitkinin yağında bulunan yüksek orandaki erusik asit (yüzde 45-50), insanlarda kalp kaslarının yağlanmasına yol açan ciddi bir sağlık riski oluşturmaktaydı. Bu toksik madde nedeniyle kolza üretimi Türkiye'de 1979 yılında bir dönem yasaklanmıştır. Ancak 1970'li yıllarda Kanadalı bitki ıslahçılarının yürüttüğü çalışmalar sonucunda, erusik asit oranı yüzde 2'nin altına düşürülmüş yeni çeşitler geliştirilmiş ve bu çeşitlere "canola" (kanola) adı verilmiştir. Günümüzde gıda güvenliği standartlarına göre bir yağın kanola yağı olarak kabul edilebilmesi için içeriğindeki erusik asit oranının toplam yağ asitlerinin yüzde 2'sinden az olması şarttır. Modern ıslah edilmiş kanola çeşitlerinde bu oran genellikle yüzde 0 düzeyindedir; bu sayede kanola yağı bugün dünyada palmiye ve soyanın ardından en güvenli ve en çok tüketilen bitkisel yağlar arasında yer almaktadır.

Kanola Yağının Beslenme Değeri

Kanola yağı, yağ asidi kompozisyonu bakımından en kaliteli bitkisel yağlardan biri olarak kabul edilen zeytinyağı ile büyük benzerlikler göstermektedir. Yağın yaklaşık yüzde 63 ile 65'ini, tekli doymamış bir yağ asidi olan ve kalp sağlığını destekleyen Oleik asit (Omega-9) oluşturmaktadır. Ayrıca kanola yağı, vücut için hayati önem taşıyan ve balık yağlarında bulunan Omega-3 (Linolenik asit) yağ asidini yüzde 9 ile 11 oranında ihtiva eder. Kanola yağının doymuş yağ oranı sadece yüzde 8 civarındadır; bu düşük seviye, kolesterol ve damar tıkanıklığı riskini minimize eden önemli bir avantajdır. Kanola yağı, kandaki LDL (kötü kolesterol) seviyesini düşürürken HDL (iyi kolesterol) dengesinin korunmasına yardımcı olur. Yüksek kaynama noktasına (238 °C) sahip olması ise onu kızartmalık yağlar kategorisinde ısıya karşı dirençli ve stabil bir seçenek haline getirir.

Biyodizel Hammaddesi Olarak Kanola

Kanolanın gıda dışındaki en stratejik kullanım alanı yenilenebilir enerji sektörü, yani biyodizel üretimidir. Dünyada üretilen toplam biyodizelin yaklaşık yüzde 84-85'lik kısmının ana hammaddesi kanola yağıdır. Biyodizel üretimi, ham yağın metil alkol ve bir katalizör (sodyum hidroksit gibi) eşliğinde kimyasal reaksiyona girmesiyle gerçekleşen "transesterifikasyon" yöntemiyle yapılır. Yapılan teknik hesaplamalara göre, 1 kg kanola tohumundan yaklaşık 450 gram yağ elde edilmekte ve bu yağdan da yine 450 gram kaliteli biyodizel yakıt üretilebilmektedir. Kanola kökenli biyodizel, dizel motorlarda B-5, B-20 gibi oranlarda geleneksel motorin ile karıştırılarak güvenle kullanılabilir. Bitkisel kaynaklı olduğu için karbon emisyonunu düşüren bu yakıt tipi, özellikle Avrupa ülkelerinde (Fransa, Almanya vb.) çevre dostu bir enerji alternatifi olarak sanayi ve ulaşımda geniş yer bulmaktadır.

Yağ Fabrikasının Üreticiden Beklediği Kalite

Sanayi tesislerinin kanola üreticilerinden beklediği kalite kriterleri hem yağ miktarını hem de yağın işlenebilirliğini doğrudan etkiler. Yağ fabrikaları için ilk öncelik, satın alınan tohumdaki yağ oranının yüzde 40'ın üzerinde olmasıdır; çünkü düşük yağlı tohumlar kırma ve ekstraksiyon maliyetlerini artırmaktadır. Bir diğer kritik talep, ürünün temizliğidir; hasat edilen kanolanın içinde yaş ot tohumları ve bitki parçaları (sap, yaprak) bulunmamalıdır; bu yabancı maddeler depolamada kızışmaya ve yağ kalitesinin bozulmasına yol açar. Ayrıca sanayi, yağ asidi dengesinin bozulmaması için her yıl sertifikalı tohum kullanılarak üretilmiş ürünleri tercih eder. Üreticilerin hasat sonrası tohum rutubetini mutlaka yüzde 9’un (ideal olarak yüzde 8) altına düşürmesi gerekir; zira yüksek nemli tohumlar depoda hızla küflenerek serbest yağ asidi (FFA) miktarının yükselmesine ve yağın ticari değerini yitirmesine sebep olur. Zararlılarla mücadelede ise ilaç seçimi ve dozu için mutlaka ziraat mühendisine veya il tarım müdürlüğüne danışılmalı, ruhsatlı ilaçlar kullanılarak kalıntısız bir üretim hedeflenmelidir.

Yağ Oranını Etkileyen Tarımsal Etkenler

Kanolada danedeki yağ sentezi, bitkinin yetişme dönemindeki bakım işlemlerinden ve iklim faktörlerinden doğrudan etkilenmektedir. Bitki besleme stratejisinde, özellikle kükürtlü (S) gübrelerin kullanımı yağ miktarını ve kalitesini artırmada belirleyici rol oynar; kanola her 50 kg verim için topraktan 1 kg kükürt kaldırır ve bu ihtiyacın karşılanmaması yağ sentezini sekteye uğratır. Azotlu gübrelemenin ise verimi artırırken yağ oranını bir miktar düşürebildiği bildirilmektedir; bu nedenle dengeli bir N-P-K (Azot-Fosfor-Potasyum) programı uygulanmalıdır. Sulama imkanı olan arazilerde, çiçeklenme ve dane dolum dönemlerinde yaşanan su stresi yağ oranını yüzde 30-40 oranında düşürebildiği için bu dönemlerdeki sulama desteği verimle birlikte kaliteyi de pekiştirir. Hasat zamanlaması da bir diğer kritik etkendir; çok erken yapılan hasatlarda daneler tam dolmadığı için yağ oranı düşük kalırken, geç hasatlarda ise dökülme kayıpları nedeniyle toplam yağ verimi azalmaktadır.

Bu Konudaki Diğer Rehberler

Sıkça Sorulan Sorular

Kanola yağ oranı kaçtır?

Kanolada tohumlardaki yağ oranı genetik yapıya ve ekolojik koşullara bağlı olarak yüzde 38 ile yüzde 50 arasında değişmektedir. Genel sanayi kabulü ve ortalama değerler ise genellikle yüzde 40 ile 45 aralığında seyretmektedir.

Kanola yağı sağlıklı mı?

Evet, kanola yağı yüzde 65 oranında Oleik asit (Omega-9) ve yüzde 11 oranında Omega-3 içermesiyle zeytinyağı kalitesine yakın, oldukça sağlıklı bir yağdır. Doymuş yağ oranının yüzde 8 gibi çok düşük bir seviyede olması kalp ve damar sağlığını korumaya yardımcı olur.

Kanoladan biyodizel yapılır mı?

Evet, kanola dünyada biyodizel üretiminde en çok kullanılan bitkidir ve küresel biyodizel üretiminin yüzde 84-85'i kanola yağından elde edilir. Transesterifikasyon işlemiyle 1 kg tohumdan yaklaşık 450 gram biyodizel yakıt üretilebilmektedir.

Erusik asit nedir zararlı mı?

Erusik asit, geleneksel kolza çeşitlerinde yüksek oranda bulunan ve insanlarda kalp kaslarında yağlanmaya neden olabilen zararlı bir yağ asididir. Ancak "00" tipi modern kanola çeşitlerinde bu oran yüzde 2'nin altına (genellikle yüzde 0'a) düşürülerek gıda için güvenli hale getirilmiştir.

Yağ oranı fiyatı etkiler mi?

Evet, kanola satışında yağ oranı temel fiyat belirleyicilerinden biridir. Yağ fabrikaları genellikle yüzde 40 yağ oranını baz alır; yağ oranındaki her artış ürünün kırma değerini yükselttiği için üreticinin daha yüksek kazanç elde etmesini sağlar.